Enfâl
الأنفال
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
8:1
يَسْـَٔلُونَكَ
sana sorarlar
عَنِ
ganimetlerden
ٱلْأَنفَالِ ۖ
the spoils of war
قُلِ
de ki
ٱلْأَنفَالُ
ganimetler
لِلَّهِ
Allah'ındır
وَٱلرَّسُولِ ۖ
ve Elçi(si)nindir
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَأَصْلِحُوا۟
ve düzeltin
ذَاتَ
hali;
بَيْنِكُمْ ۖ
aranızdaki
وَأَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ
ve Elçisine
إِن
eğer
كُنتُم
siz (gerçekten) iseniz
مُّؤْمِنِينَ
inananlar
1
8:2
إِنَّمَا
gerçekten
ٱلْمُؤْمِنُونَ
Mü'minler
ٱلَّذِينَ
o kimselerdir ki
إِذَا
zaman
ذُكِرَ
anıldığı
ٱللَّهُ
Allah
وَجِلَتْ
ürperir
قُلُوبُهُمْ
yürekleri
وَإِذَا
ve zaman
تُلِيَتْ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتُهُۥ
O'nun ayetleri
زَادَتْهُمْ
artırır
إِيمَـٰنًۭا
imanlarını
وَعَلَىٰ
ve
رَبِّهِمْ
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ
tevekkül ederler
2
8:3
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُقِيمُونَ
kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazlarını
وَمِمَّا
ve verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ
We have provided them
يُنفِقُونَ
(Allah için) harcarlar
3
8:4
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
حَقًّۭا ۚ
gerçek
لَّهُمْ
onlara vardır
دَرَجَـٰتٌ
dereceler
عِندَ
katında
رَبِّهِمْ
Rablerinin
وَمَغْفِرَةٌۭ
ve bağışlanma
وَرِزْقٌۭ
ve rızık
كَرِيمٌۭ
tükenmez
4
8:5
كَمَآ
nitekim
أَخْرَجَكَ
seni çıkardığı zaman
رَبُّكَ
Rabbin
مِنۢ
evinden
بَيْتِكَ
your home
بِٱلْحَقِّ
hak uğruna
وَإِنَّ
gerçekten de
فَرِيقًۭا
bir kısmı
مِّنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
لَكَـٰرِهُونَ
bundan hoşlanmıyordu
5
8:6
يُجَـٰدِلُونَكَ
seninle tartışıyorlardı
فِى
dair
ٱلْحَقِّ
hakka
بَعْدَ مَا
sonra
تَبَيَّنَ
ortaya çıktıktan
كَأَنَّمَا
gibi
يُسَاقُونَ
sürülüyorlarmış
إِلَى
ölüme
ٱلْمَوْتِ
[the] death
وَهُمْ
ve onlar
يَنظُرُونَ
gözleri göre göre
6
8:7
وَإِذْ
o zaman
يَعِدُكُمُ
size va'dediyordu
ٱللَّهُ
Allah
إِحْدَى
birinin
ٱلطَّآئِفَتَيْنِ
iki topluluktan
أَنَّهَا
muhakkak
لَكُمْ
sizin olduğunu
وَتَوَدُّونَ
siz de istiyordunuz
أَنَّ
gerçekten
غَيْرَ
hali
ذَاتِ
that
ٱلشَّوْكَةِ
kuvvetsiz olanın
تَكُونُ
olmasını
لَكُمْ
sizin
وَيُرِيدُ
oysa istiyordu
ٱللَّهُ
Allah
أَن
gerçekleştirmek
يُحِقَّ
justify
ٱلْحَقَّ
hakkı
بِكَلِمَـٰتِهِۦ
sözleriyle
وَيَقْطَعَ
ve kesmek
دَابِرَ
ardını
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
7
8:8
لِيُحِقَّ
ta ki gerçekleştirsin
ٱلْحَقَّ
hakkı
وَيُبْطِلَ
ve ortadan kaldırsın
ٱلْبَـٰطِلَ
batılı
وَلَوْ
şayet
كَرِهَ
istemese (bile)
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular
8
8:9
إِذْ
hani
تَسْتَغِيثُونَ
siz yardım istiyordunuz
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
فَٱسْتَجَابَ
karşılık vermişti
لَكُمْ
size
أَنِّى
şüphesiz ben
مُمِدُّكُم
size yardım edeceğim
بِأَلْفٍۢ
bin
مِّنَ
ile
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
melekler
مُرْدِفِينَ
birbiri ardınca
9
8:10
وَمَا
ve
جَعَلَهُ
bunu yapmadı
ٱللَّهُ
Allah
إِلَّا
ancak (yaptı)
بُشْرَىٰ
müjde olsun diye
وَلِتَطْمَئِنَّ
ve yatışsın diye
بِهِۦ
bununla
قُلُوبُكُمْ ۚ
kalbiniz
وَمَا
ve yoktur
ٱلنَّصْرُ
yardım
إِلَّا
başkaca
مِنْ
katından
عِندِ
[of]
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstün
حَكِيمٌ
hüküm ve hikmet sahibidir
10
8:11
إِذْ
O zaman
يُغَشِّيكُمُ
sizi bürüyordu
ٱلنُّعَاسَ
hafif bir uyku
أَمَنَةًۭ
bir güven olmak üzere
مِّنْهُ
O'ndan (Allah'tan)
وَيُنَزِّلُ
ve indiriyordu
عَلَيْكُم
üzerinize
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
لِّيُطَهِّرَكُم
sizi temizlemek için
بِهِۦ
onunla
وَيُذْهِبَ
ve gidermek için
عَنكُمْ
sizden
رِجْزَ
pisliğini
ٱلشَّيْطَـٰنِ
şeytanın
وَلِيَرْبِطَ
ve (birbirine) bağlamak için
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِكُمْ
kalblerinizin
وَيُثَبِّتَ
ve pekiştirmek için
بِهِ
onunla
ٱلْأَقْدَامَ
ayakları(nızı)
11
8:12
إِذْ
hani
يُوحِى
vahyediyordu
رَبُّكَ
Rabbin
إِلَى
meleklere
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the Angels
أَنِّى
şüphesiz ben
مَعَكُمْ
sizinle beraberim
فَثَبِّتُوا۟
siz pekiştirin
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟ ۚ
inananları
سَأُلْقِى
ben salacağım
فِى
içine
قُلُوبِ
yüreklerine
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar edenlerin
ٱلرُّعْبَ
korku
فَٱضْرِبُوا۟
vurun
فَوْقَ
üstüne
ٱلْأَعْنَاقِ
boyunların(ın)
وَٱضْرِبُوا۟
ve vurun
مِنْهُمْ
onların
كُلَّ
her
بَنَانٍۢ
parmağına
12
8:13
ذَٰلِكَ
böyle (olacak)
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
شَآقُّوا۟
karşı geldiler
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ۚ
ve Elçisine
وَمَن
kim
يُشَاقِقِ
karşı gelirse
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetin olur
ٱلْعِقَابِ
cezası
13
8:14
ذَٰلِكُمْ
işte siz
فَذُوقُوهُ
şimdi tadın onu
وَأَنَّ
ve şüphesiz
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirler için vardır
عَذَابَ
azabı
ٱلنَّارِ
ateş
14
8:15
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
ne zaman ki
لَقِيتُمُ
karşılaşırsanız
ٱلَّذِينَ
kimselerle
كَفَرُوا۟
inkar edenlerle
زَحْفًۭا
toplu halde
فَلَا
asla
تُوَلُّوهُمُ
onlara döndürmeyin
ٱلْأَدْبَارَ
arkalar(ınız)ı
15
8:16
وَمَن
ve kim
يُوَلِّهِمْ
döner(kaçar)sa
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
دُبُرَهُۥٓ
arkasını
إِلَّا
dışında
مُتَحَرِّفًۭا
bir tarafa çekilmek
لِّقِتَالٍ
savaşmak için
أَوْ
ya da
مُتَحَيِّزًا
katılmak
إِلَىٰ
(başka) bir birliğe
فِئَةٍۢ
a group
فَقَدْ
muhakkak
بَآءَ
uğrar
بِغَضَبٍۢ
bir gazaba
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَمَأْوَىٰهُ
ve onun yeri
جَهَنَّمُ ۖ
cehennemdir
وَبِئْسَ
ve o ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
varılacak bir yerdir
16
8:17
فَلَمْ
onları siz öldürmediniz
تَقْتُلُوهُمْ
you kill them
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
قَتَلَهُمْ ۚ
onları öldürdü
وَمَا
sen atmadın
رَمَيْتَ
you threw
إِذْ
zaman
رَمَيْتَ
attığın
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
رَمَىٰ ۚ
attı
وَلِيُبْلِىَ
sınamak için
ٱلْمُؤْمِنِينَ
Mü'minleri
مِنْهُ
kendinden
بَلَآءً
bir imtihanla
حَسَنًا ۚ
güzel
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir
17
8:18
ذَٰلِكُمْ
işte size böyle yaptı
وَأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مُوهِنُ
zayıflatır
كَيْدِ
tuzağını
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
18
8:19
إِن
eğer
تَسْتَفْتِحُوا۟
fetih istiyorsanız
فَقَدْ
işte
جَآءَكُمُ
size geldi
ٱلْفَتْحُ ۖ
fetih
وَإِن
eğer
تَنتَهُوا۟
vazgeçerseniz
فَهُوَ
bu
خَيْرٌۭ
iyidir
لَّكُمْ ۖ
sizin için
وَإِن
ama yine
تَعُودُوا۟
dönerseniz
نَعُدْ
biz de döneriz
وَلَن
sağlayamaz
تُغْنِىَ
will avail
عَنكُمْ
size
فِئَتُكُمْ
topluluğunuz
شَيْـًۭٔا
hiçbir şey (yarar)
وَلَوْ
şayet
كَثُرَتْ
çok da olsa
وَأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananlarla
19
8:20
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
وَلَا
ve asla
تَوَلَّوْا۟
dönmeyin
عَنْهُ
ondan
وَأَنتُمْ
ve siz
تَسْمَعُونَ
işittiğiniz halde
20
8:21
وَلَا
ve asla
تَكُونُوا۟
olmayın
كَٱلَّذِينَ
gibi
قَالُوا۟
diyenler
سَمِعْنَا
işittik
وَهُمْ
ve onlar
لَا
işitmedikleri halde
يَسْمَعُونَ
hear
21
8:22
۞ إِنَّ
şüphesiz
شَرَّ
en kötüsü
ٱلدَّوَآبِّ
canlıların
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
ٱلصُّمُّ
sağırlar
ٱلْبُكْمُ
ve dilsizlerdir
ٱلَّذِينَ
onlar ki
لَا
düşünmezler
يَعْقِلُونَ
use (their) intellect
22
8:23
وَلَوْ
şayet
عَلِمَ
bilseydi
ٱللَّهُ
Allah
فِيهِمْ
onlarda vardır
خَيْرًۭا
bir iyilik
لَّأَسْمَعَهُمْ ۖ
elbette onlara işittirirdi
وَلَوْ
şayet
أَسْمَعَهُمْ
onlara işittirseydi de
لَتَوَلَّوا۟
yine dönerlerdi
وَّهُم
onlar
مُّعْرِضُونَ
aldırmayarak
23
8:24
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱسْتَجِيبُوا۟
çağrısına koşun
لِلَّهِ
Allah'ın
وَلِلرَّسُولِ
ve Elçisinin
إِذَا
zaman
دَعَاكُمْ
sizi çağırdığı
لِمَا
şeylere
يُحْيِيكُمْ ۖ
sizi yaşatacak
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
يَحُولُ
girer
بَيْنَ
arasına
ٱلْمَرْءِ
kişi ile
وَقَلْبِهِۦ
onun kalbi
وَأَنَّهُۥٓ
ve siz
إِلَيْهِ
O'nun huzuruna
تُحْشَرُونَ
toplanacaksınız
24
8:25
وَٱتَّقُوا۟
sakının
فِتْنَةًۭ
fitneden
لَّا
erişmekle kalmaz
تُصِيبَنَّ
which will afflict
ٱلَّذِينَ
kimselere
ظَلَمُوا۟
haksızlık edenlere
مِنكُمْ
aranızdan
خَآصَّةًۭ ۖ
yalnızca
وَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
azabı
25
8:26
وَٱذْكُرُوٓا۟
düşünün ki
إِذْ
bir zaman
أَنتُمْ
siz
قَلِيلٌۭ
az idiniz
مُّسْتَضْعَفُونَ
hırpalanıyordunuz
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
تَخَافُونَ
korkuyordunuz
أَن
sizi kapıp götürmesinden
يَتَخَطَّفَكُمُ
might do away with you
ٱلنَّاسُ
insanların
فَـَٔاوَىٰكُمْ
(Allah) sizi barındırdı
وَأَيَّدَكُم
ve sizi destekledi
بِنَصْرِهِۦ
yardımıyle
وَرَزَقَكُم
ve sizi besledi
مِّنَ
güzel şeylerle
ٱلطَّيِّبَـٰتِ
the good things
لَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz
26
8:27
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
hiyanet etmeyin
تَخُونُوا۟
betray
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱلرَّسُولَ
ve Elçisine
وَتَخُونُوٓا۟
hiyanet ederek
أَمَـٰنَـٰتِكُمْ
emanetlerinize
وَأَنتُمْ
ve siz
تَعْلَمُونَ
bildiğiniz halde
27
8:28
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّمَآ
şüphesiz
أَمْوَٰلُكُمْ
mallarınız
وَأَوْلَـٰدُكُمْ
ve çocuklarınız
فِتْنَةٌۭ
birer fitne(sınav)dır
وَأَنَّ
ve süphesiz
ٱللَّهَ
Allah('a gelince)
عِندَهُۥٓ
o'nun yanındadır
أَجْرٌ
mükafat
عَظِيمٌۭ
büyük
28
8:29
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِن
eğer
تَتَّقُوا۟
korkarsanız
ٱللَّهَ
Allah'tan
يَجْعَل
O verir
لَّكُمْ
size
فُرْقَانًۭا
iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış
وَيُكَفِّرْ
ve örter
عَنكُمْ
sizin
سَيِّـَٔاتِكُمْ
kötülüklerinizi
وَيَغْفِرْ
ve bağışlar
لَكُمْ ۗ
sizi
وَٱللَّهُ
Allah
ذُو
sahibidir
ٱلْفَضْلِ
lutuf
ٱلْعَظِيمِ
büyük
29
8:30
وَإِذْ
ve hani
يَمْكُرُ
tuzak kuruyorlardı
بِكَ
sana
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edenler
لِيُثْبِتُوكَ
seni tutup bağlamaları için
أَوْ
veya
يَقْتُلُوكَ
öldürmeleri için
أَوْ
ya da
يُخْرِجُوكَ ۚ
sürmeleri için
وَيَمْكُرُونَ
onlar tuzak kurarlarken
وَيَمْكُرُ
tuzak kuruyordu
ٱللَّهُ ۖ
Allah da
وَٱللَّهُ
Allah
خَيْرُ
en iyisidir
ٱلْمَـٰكِرِينَ
tuzak kuranların
30
8:31
وَإِذَا
zaman
تُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
قَالُوا۟
dediler
قَدْ
muhakkak
سَمِعْنَا
İşittik
لَوْ
şayet
نَشَآءُ
istesek
لَقُلْنَا
biz de söyleriz
مِثْلَ
gibisini
هَـٰذَآ ۙ
bunun
إِنْ
bu
هَـٰذَآ
is this
إِلَّآ
ancak
أَسَـٰطِيرُ
masallarındandır
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin
31
8:32
وَإِذْ
ve hani
قَالُوا۟
demişlerdi
ٱللَّهُمَّ
Allah'ım
إِن
eğer
كَانَ
ise
هَـٰذَا
bu
هُوَ
(kişi)
ٱلْحَقَّ
bir gerçek
مِنْ
senin yanından gelmiş
عِندِكَ
from You
فَأَمْطِرْ
yağdır
عَلَيْنَا
başımıza
حِجَارَةًۭ
taş
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
أَوِ
yahut
ٱئْتِنَا
bize getir
بِعَذَابٍ
bir azab
أَلِيمٍۢ
acıklı
32
8:33
وَمَا
oysa
كَانَ
değildi
ٱللَّهُ
Allah
لِيُعَذِّبَهُمْ
onlara azab edecek
وَأَنتَ
ve sen
فِيهِمْ ۚ
onların içinde bulundukça
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
ٱللَّهُ
Allah
مُعَذِّبَهُمْ
onlara azab edecek
وَهُمْ
ve onlar
يَسْتَغْفِرُونَ
istiğfar ederlerken
33
8:34
وَمَا
neden
لَهُمْ
onlara
أَلَّا
azabetmesin?
يُعَذِّبَهُمُ
(should) punish them
ٱللَّهُ
Allah
وَهُمْ
onlar
يَصُدُّونَ
geri çevirdikleri
عَنِ
Mescid-i
ٱلْمَسْجِدِ
Al-Masjid
ٱلْحَرَامِ
haramdan
وَمَا
ve
كَانُوٓا۟
olmadıkları halde
أَوْلِيَآءَهُۥٓ ۚ
onun velisi
إِنْ
onun velileri
أَوْلِيَآؤُهُۥٓ
its guardians
إِلَّا
sadece
ٱلْمُتَّقُونَ
korunanlardır
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know
34
8:35
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
صَلَاتُهُمْ
onların namazları
عِندَ
yanındaki
ٱلْبَيْتِ
Beyt(ullah)
إِلَّا
başka
مُكَآءًۭ
ıslık çalmadan
وَتَصْدِيَةًۭ ۚ
ve el çırpmadan
فَذُوقُوا۟
O halde tadın
ٱلْعَذَابَ
azabı
بِمَا
dolayı
كُنتُمْ
olmanızdan
تَكْفُرُونَ
inkar ediyor(lar)
35
8:36
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
يُنفِقُونَ
harcarlar
أَمْوَٰلَهُمْ
mallarını
لِيَصُدُّوا۟
engel olmak için
عَن
yoluna
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
فَسَيُنفِقُونَهَا
ve harcayacaklar
ثُمَّ
sonra (bu)
تَكُونُ
olacak
عَلَيْهِمْ
kendilerine
حَسْرَةًۭ
dert
ثُمَّ
nihayet
يُغْلَبُونَ ۗ
yenilecekler
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
إِلَىٰ
cehenneme
جَهَنَّمَ
Hell
يُحْشَرُونَ
sürüleceklerdir
36
8:37
لِيَمِيزَ
ayıklasın diye
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْخَبِيثَ
murdarı
مِنَ
temizden
ٱلطَّيِّبِ
the good
وَيَجْعَلَ
ve koyup
ٱلْخَبِيثَ
bütün murdarları
بَعْضَهُۥ
birini
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ
diğerinin
فَيَرْكُمَهُۥ
yığsın da
جَمِيعًۭا
hepsini
فَيَجْعَلَهُۥ
atsın
فِى
cehenneme
جَهَنَّمَ ۚ
Hell
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlar
37
8:38
قُل
söyle
لِّلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(lere)
إِن
eğer
يَنتَهُوا۟
vazgeçerlerse
يُغْفَرْ
bağışlanır
لَهُم
kendilerine
مَّا
olanlar
قَدْ
geçmiştekiler
سَلَفَ
(is) past
وَإِن
yok yine
يَعُودُوا۟
dönerlerse
فَقَدْ
elbette
مَضَتْ
geçerlidir
سُنَّتُ
kanunu
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekilerin
38
8:39
وَقَـٰتِلُوهُمْ
ve onlarla savaşın
حَتَّىٰ
kadar
لَا
kalmayıncaya
تَكُونَ
there is
فِتْنَةٌۭ
fitne
وَيَكُونَ
ve oluncaya (kadar)
ٱلدِّينُ
din
كُلُّهُۥ
tamamen
لِلَّهِ ۚ
Allah'ın
فَإِنِ
eğer
ٱنتَهَوْا۟
son verirlerse
فَإِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
بِمَا
ne
يَعْمَلُونَ
yaptıklarını
بَصِيرٌۭ
görmektedir
39
8:40
وَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
dönerlerse
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّ
muhakkak
ٱللَّهَ
Allah
مَوْلَىٰكُمْ ۚ
sizin sahibinizdir
نِعْمَ
O ne güzel'
ٱلْمَوْلَىٰ
sahip
وَنِعْمَ
ve ne güzel
ٱلنَّصِيرُ
yardımcıdır
40
8:41
۞ وَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّمَا
aldığınız ganimetlerin
غَنِمْتُم
you obtain (as) spoils of war
مِّن
herbirinin
شَىْءٍۢ
anything
فَأَنَّ
muhakkak
لِلَّهِ
Allah'a aittir
خُمُسَهُۥ
beşte biri
وَلِلرَّسُولِ
ve Elçisine
وَلِذِى
ve akrabalara
ٱلْقُرْبَىٰ
near relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ
ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ
ve yoksullara
وَٱبْنِ
ve yolcu(lar)a
ٱلسَّبِيلِ
wayfarer
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
ءَامَنتُم
inanmış
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَمَآ
ve
أَنزَلْنَا
indirdiğimize
عَلَىٰ
kulumuza
عَبْدِنَا
Our slave
يَوْمَ
gününde
ٱلْفُرْقَانِ
ayrılma
يَوْمَ
günde
ٱلْتَقَى
karşılaştığı
ٱلْجَمْعَانِ ۗ
o iki topluluğun
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌ
kadirdir
41
8:42
إِذْ
o vakit
أَنتُم
siz
بِٱلْعُدْوَةِ
vadinin
ٱلدُّنْيَا
yakın kenarında idiniz
وَهُم
ve onlar da
بِٱلْعُدْوَةِ
vadinin
ٱلْقُصْوَىٰ
uzak kenarında idiler
وَٱلرَّكْبُ
ve kervan da
أَسْفَلَ
daha aşağıda idi
مِنكُمْ ۚ
sizden
وَلَوْ
ve eğer
تَوَاعَدتُّمْ
sözleşmiş olsaydınız dahi
لَٱخْتَلَفْتُمْ
buluşamazdınız
فِى
sözleştiğiniz vakitte
ٱلْمِيعَـٰدِ ۙ
the appointment
وَلَـٰكِن
fakat bu
لِّيَقْضِىَ
yerine getirmesi içindir
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَمْرًۭا
bir işi
كَانَ
yapılması gereken
مَفْعُولًۭا
destined
لِّيَهْلِكَ
helak olsun diye
مَنْ
kimse
هَلَكَ
helak olan
عَنۢ
açık delille
بَيِّنَةٍۢ
a clear evidence
وَيَحْيَىٰ
ve yaşasın diye
مَنْ
kimse (de)
حَىَّ
yaşayan
عَنۢ
açık delille
بَيِّنَةٍۢ ۗ
a clear evidence
وَإِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَسَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌ
bilendir
42
8:43
إِذْ
hani
يُرِيكَهُمُ
sana onları gösteriyordu
ٱللَّهُ
Allah
فِى
uykunda
مَنَامِكَ
your dream
قَلِيلًۭا ۖ
az
وَلَوْ
ve eğer
أَرَىٰكَهُمْ
sana onları gösterseydi
كَثِيرًۭا
çok
لَّفَشِلْتُمْ
çekinirdiniz
وَلَتَنَـٰزَعْتُمْ
ve çekişirdiniz
فِى
(savaş) iş(in)de
ٱلْأَمْرِ
the matter
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
سَلَّمَ ۗ
kurtardı
إِنَّهُۥ
doğrusu O
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin
43
8:44
وَإِذْ
ta ki
يُرِيكُمُوهُمْ
onları gösteriyor
إِذِ
zaman
ٱلْتَقَيْتُمْ
karşılaştığınız
فِىٓ
sizin gözlerinize
أَعْيُنِكُمْ
your eyes
قَلِيلًۭا
az
وَيُقَلِّلُكُمْ
ve sizi de azaltıyordu
فِىٓ
onların gözlerinde
أَعْيُنِهِمْ
their eyes
لِيَقْضِىَ
yerine getirmesi için
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَمْرًۭا
bir işi
كَانَ
yapılması gereken
مَفْعُولًۭا ۗ
(already) destined
وَإِلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülecektir
ٱلْأُمُورُ
(bütün) işler
44
8:45
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler;
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
zaman
لَقِيتُمْ
karşılaştığınız
فِئَةًۭ
bir toplulukla
فَٱثْبُتُوا۟
sebat edin
وَٱذْكُرُوا۟
ve anın
ٱللَّهَ
Allah'ı
كَثِيرًۭا
çok
لَّعَلَّكُمْ
belki
تُفْلِحُونَ
başarıya erişirsiniz
45
8:46
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
وَلَا
birbirinizle çekişmeyin
تَنَـٰزَعُوا۟
dispute
فَتَفْشَلُوا۟
yoksa korkuya kapılırsınız da
وَتَذْهَبَ
ve gider
رِيحُكُمْ ۖ
gücünüz (devletiniz)
وَٱصْبِرُوٓا۟ ۚ
ve sabredin
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle
46
8:47
وَلَا
olmayın
تَكُونُوا۟
be
كَٱلَّذِينَ
gibi
خَرَجُوا۟
çıkan
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِم
their homes
بَطَرًۭا
çalım satarak
وَرِئَآءَ
ve gösteriş yaparak
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَيَصُدُّونَ
ve men'edenler
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
وَٱللَّهُ
ve Allah
بِمَا
onların bütün yaptıklarını
يَعْمَلُونَ
they do
مُحِيطٌۭ
kuşatmıştı
47
8:48
وَإِذْ
O zaman
زَيَّنَ
süslemiş
لَهُمُ
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıkları işi
وَقَالَ
ve demişti
لَا
yoktur
غَالِبَ
yenecek kimse
لَكُمُ
sizi
ٱلْيَوْمَ
bugün
مِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
وَإِنِّى
ve elbette ben
جَارٌۭ
yanınızdayım
لَّكُمْ ۖ
sizin
فَلَمَّا
fakat ne zaman
تَرَآءَتِ
birbirini görünce
ٱلْفِئَتَانِ
iki topluluk
نَكَصَ
(geriye) dönüp
عَلَىٰ
üzerine
عَقِبَيْهِ
iki ökçesi
وَقَالَ
ve dedi ki
إِنِّى
elbette ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّنكُمْ
sizden
إِنِّىٓ
elbette ben
أَرَىٰ
görüyorum
مَا
şeyleri
لَا
sizin görmediğinizi
تَرَوْنَ
you see
إِنِّىٓ
elbette ben
أَخَافُ
korkarım
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
وَٱللَّهُ
zira Allah'ın
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası
48
8:49
إِذْ
o vakit
يَقُولُ
diyorlardı
ٱلْمُنَـٰفِقُونَ
Münafıklar
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
فِى
bulunan
قُلُوبِهِم
kalblerinde
مَّرَضٌ
hastalık
غَرَّ
aldatmış
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunları
دِينُهُمْ ۗ
dinleri
وَمَن
oysa kim
يَتَوَكَّلْ
dayanırsa
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima galibtir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir
49
8:50
وَلَوْ
ve keşke
تَرَىٰٓ
görseydin
إِذْ
canlarını alırken
يَتَوَفَّى
take away souls
ٱلَّذِينَ
kimseleri
كَفَرُوا۟ ۙ
o inkar eden(leri)
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
Melekler
يَضْرِبُونَ
vuruyorlar
وُجُوهَهُمْ
yüzlerine
وَأَدْبَـٰرَهُمْ
ve kıçlarına
وَذُوقُوا۟
haydi tadın
عَذَابَ
azabını
ٱلْحَرِيقِ
yangın
50
8:51
ذَٰلِكَ
işte bu
بِمَا
yüzündendir
قَدَّمَتْ
yapıp öne sürdüğü işler
أَيْدِيكُمْ
ellerinizin
وَأَنَّ
yoksa şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَيْسَ
değildir
بِظَلَّـٰمٍۢ
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ
kullara
51
8:52
كَدَأْبِ
tıpkı gidişi gibidir
ءَالِ
ailesi
فِرْعَوْنَ ۙ
Fir'avn
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
مِن
onlardan öncekilerin
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
كَفَرُوا۟
(onlar da) inkar etmişlerdi
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَأَخَذَهُمُ
onları yakalamıştı
ٱللَّهُ
Allah
بِذُنُوبِهِمْ ۗ
günahlarıyla
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
قَوِىٌّۭ
güçlüdür
شَدِيدُ
çetindir
ٱلْعِقَابِ
cezası
52
8:53
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَمْ
asla
يَكُ
değiştirmez
مُغَيِّرًۭا
One Who changes
نِّعْمَةً
ni'meti
أَنْعَمَهَا
onları nimetlendirdiği
عَلَىٰ
bir millet
قَوْمٍ
a people
حَتَّىٰ
sürece
يُغَيِّرُوا۟
değiştirmediği
مَا
bulunanı
بِأَنفُسِهِمْ ۙ
kendilerinde
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir
53
8:54
كَدَأْبِ
(Evet) gidişi gibi
ءَالِ
ailesi
فِرْعَوْنَ ۙ
Fir'avn
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
مِن
onlardan öncekilerin
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
كَذَّبُوا۟
yalanlamışlardı
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
رَبِّهِمْ
Rablerinin
فَأَهْلَكْنَـٰهُم
biz de onları mahvetmiştik
بِذُنُوبِهِمْ
günahlarıyle
وَأَغْرَقْنَآ
ve boğmuştuk
ءَالَ
ailesini
فِرْعَوْنَ ۚ
Fir'avn
وَكُلٌّۭ
ve hepsi de
كَانُوا۟
zulmedicilerdi
ظَـٰلِمِينَ
wrongdoers
54
8:55
إِنَّ
şüphesiz
شَرَّ
en kötüsü
ٱلدَّوَآبِّ
canlıların
عِندَ
göre
ٱللَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
كَفَرُوا۟
kafirlerdir
فَهُمْ
artık onlar
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe
55
8:56
ٱلَّذِينَ
kimseler
عَـٰهَدتَّ
sen andlaşma yaptığın
مِنْهُمْ
kendileriyle
ثُمَّ
sonra
يَنقُضُونَ
bozarlar
عَهْدَهُمْ
andlaşmalarını
فِى
her
كُلِّ
every
مَرَّةٍۢ
defasında
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç
يَتَّقُونَ
çekinmeden
56
8:57
فَإِمَّا
bundan dolayı
تَثْقَفَنَّهُمْ
onları yakalarsan
فِى
savaşta
ٱلْحَرْبِ
the war
فَشَرِّدْ
dağıt
بِهِم
onları
مَّنْ
kimseleri de
خَلْفَهُمْ
arkalarında ki
لَعَلَّهُمْ
böylece
يَذَّكَّرُونَ
ibret alsınlar
57
8:58
وَإِمَّا
ve eğer
تَخَافَنَّ
korkarsan
مِن
bir kavmin
قَوْمٍ
a people
خِيَانَةًۭ
hiyanet etmesinden
فَٱنۢبِذْ
sen de davran
إِلَيْهِمْ
onlara
عَلَىٰ
aynı şekilde
سَوَآءٍ ۚ
equal (terms)
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْخَآئِنِينَ
hainleri
58
8:59
وَلَا
sanmasınlar
يَحْسَبَنَّ
think
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edenler
سَبَقُوٓا۟ ۚ
kaçabileceklerini
إِنَّهُمْ
şüphesiz onlar
لَا
(bizi) aciz bırakamazlar
يُعْجِزُونَ
escape
59
8:60
وَأَعِدُّوا۟
hazırlayın
لَهُم
onlara karşı
مَّا
gücünüz yettiği kadar
ٱسْتَطَعْتُم
you able (to)
مِّن
kuvvet
قُوَّةٍۢ
force
وَمِن
ve cihad için bağlanıp beslenen
رِّبَاطِ
tethered
ٱلْخَيْلِ
atlar
تُرْهِبُونَ
korkutursunuz
بِهِۦ
bununla
عَدُوَّ
düşmanını
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَعَدُوَّكُمْ
ve sizin düşmanınızı
وَءَاخَرِينَ
ve başkalarını
مِن
onların dışında
دُونِهِمْ
besides them
لَا
sizin bilmediğiniz
تَعْلَمُونَهُمُ
(do) you know them
ٱللَّهُ
Allah'ın
يَعْلَمُهُمْ ۚ
bildiği
وَمَا
ne ki
تُنفِقُوا۟
harcarsanız
مِن
herşeyden
شَىْءٍۢ
(any) thing
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
يُوَفَّ
tam olarak ödenir
إِلَيْكُمْ
size
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
hiç haksızlığa uğratılmazsınız
تُظْلَمُونَ
be wronged
60
8:61
۞ وَإِن
ve eğer
جَنَحُوا۟
onlar yanaşırlarsa
لِلسَّلْمِ
barışa
فَٱجْنَحْ
sen de yanaş
لَهَا
ona
وَتَوَكَّلْ
ve dayan
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّهُۥ
çünkü
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir
61
8:62
وَإِن
eğer
يُرِيدُوٓا۟
isterlerse
أَن
sana hile yapmak
يَخْدَعُوكَ
deceive you
فَإِنَّ
şüphesiz
حَسْبَكَ
sana yeter
ٱللَّهُ ۚ
Allah
هُوَ
O
ٱلَّذِىٓ
ki
أَيَّدَكَ
seni destekledi
بِنَصْرِهِۦ
yardımıyle
وَبِٱلْمُؤْمِنِينَ
ve mü'minleri
62
8:63
وَأَلَّفَ
ve uzlaştırdı
بَيْنَ
arasını
قُلُوبِهِمْ ۚ
onların kalblerinin
لَوْ
şayet
أَنفَقْتَ
sen verseydin
مَا
bulunan
فِى
(is) in
ٱلْأَرْضِ
yeryüzünde
جَمِيعًۭا
herşeyi
مَّآ
yine de uzlaştıramazdın
أَلَّفْتَ
(could) you (have) put affection
بَيْنَ
arasını
قُلُوبِهِمْ
onların kalblerinin
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
أَلَّفَ
uzlaştırdı
بَيْنَهُمْ ۚ
onların arasını
إِنَّهُۥ
çünkü O
عَزِيزٌ
daima üstündür
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir
63
8:64
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
حَسْبُكَ
sana yeter
ٱللَّهُ
Allah
وَمَنِ
ve kimselere
ٱتَّبَعَكَ
sana tabi olanlara
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
64
8:65
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
حَرِّضِ
teşvik et
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minleri
عَلَى
savaşa
ٱلْقِتَالِ ۚ
[the] fight
إِن
eğer
يَكُن
olursa
مِّنكُمْ
sizden
عِشْرُونَ
yirmi (kişi)
صَـٰبِرُونَ
sabreden
يَغْلِبُوا۟
yenerler
مِا۟ئَتَيْنِ ۚ
iki yüz(kafir)i
وَإِن
ve eğer
يَكُن
olursa
مِّنكُم
sizden
مِّا۟ئَةٌۭ
yüz (kişi)
يَغْلِبُوٓا۟
yenerler
أَلْفًۭا
bin (kişiyi)
مِّنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
كَفَرُوا۟
kafir(ler)
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
قَوْمٌۭ
bir topluluktur
لَّا
anlamaz
يَفْقَهُونَ
understand
65
8:66
ٱلْـَٔـٰنَ
şimdi
خَفَّفَ
hafifletti
ٱللَّهُ
Allah
عَنكُمْ
sizden
وَعَلِمَ
ve bildi
أَنَّ
sizde bulunduğunu
فِيكُمْ
in you
ضَعْفًۭا ۚ
zayıflık
فَإِن
bundan böyle
يَكُن
olsa
مِّنكُم
sizden
مِّا۟ئَةٌۭ
yüz (kişi)
صَابِرَةٌۭ
sabreden
يَغْلِبُوا۟
yenerler
مِا۟ئَتَيْنِ ۚ
iki yüz(kafir)i
وَإِن
ve eğer
يَكُن
olsa
مِّنكُمْ
sizden
أَلْفٌۭ
bin (kişi)
يَغْلِبُوٓا۟
yenerler
أَلْفَيْنِ
iki bin(kafir)i
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَٱللَّهُ
Allah
مَعَ
beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ
sabredenlerle
66
8:67
مَا
yakışmaz
كَانَ
is
لِنَبِىٍّ
hiçbir peygambere
أَن
olmak
يَكُونَ
(there) should be
لَهُۥٓ
sahibi
أَسْرَىٰ
esirler
حَتَّىٰ
kadar
يُثْخِنَ
ağır basıncaya
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the land
تُرِيدُونَ
siz istiyorsunuz
عَرَضَ
geçici malını
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱللَّهُ
Allah ise
يُرِيدُ
istiyor
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۗ
ahireti
وَٱللَّهُ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstün
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir
67
8:68
لَّوْلَا
eğer olmasaydı
كِتَـٰبٌۭ
bir yazı
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
سَبَقَ
geçmiş
لَمَسَّكُمْ
size mutlaka dokunurdu
فِيمَآ
dolayı
أَخَذْتُمْ
aldığınız fidyeden
عَذَابٌ
bir azab
عَظِيمٌۭ
büyük
68
8:69
فَكُلُوا۟
artık yeyin
مِمَّا
aldığınız ganimetten
غَنِمْتُمْ
you got as war booty
حَلَـٰلًۭا
helal
طَيِّبًۭا ۚ
(ve) temiz olarak
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir
69
8:70
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
قُل
söyle
لِّمَن
kimselere
فِىٓ
bulunan
أَيْدِيكُم
ellerinizde
مِّنَ
esirlerden
ٱلْأَسْرَىٰٓ
the captives
إِن
eğer
يَعْلَمِ
bilirse
ٱللَّهُ
Allah
فِى
olduğunu
قُلُوبِكُمْ
sizin kalblerinizde
خَيْرًۭا
bir hayır
يُؤْتِكُمْ
size verir
خَيْرًۭا
daha hayırlısını
مِّمَّآ
(fidye)den
أُخِذَ
alınan
مِنكُمْ
sizden
وَيَغْفِرْ
ve bağışlar
لَكُمْ ۗ
sizi
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir
70
8:71
وَإِن
eğer
يُرِيدُوا۟
isterlerse
خِيَانَتَكَ
sana hainlik yapmak
فَقَدْ
muhakkak
خَانُوا۟
hainlik yapmışlardı
ٱللَّهَ
Allah'a da
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
فَأَمْكَنَ
bu yüzden imkan verdi
مِنْهُمْ ۗ
onlara karşı
وَٱللَّهُ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌ
yerli yerince yapandır
71
8:72
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve savaştılar
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallarıyla
وَأَنفُسِهِمْ
ve canlarıyla
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَاوَوا۟
barındırdılar
وَّنَصَرُوٓا۟
ve yardım ettiler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
بَعْضُهُمْ
bir kısmı
أَوْلِيَآءُ
velisidir
بَعْضٍۢ ۚ
bir kısmının
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَلَمْ
ve
يُهَاجِرُوا۟
hicret etmeyenler
مَا
yoktur
لَكُم
size
مِّن
onların velayetinden
وَلَـٰيَتِهِم
their protection
مِّن
bir şey
شَىْءٍ
(in) anything
حَتَّىٰ
kadar
يُهَاجِرُوا۟ ۚ
onlar hicret edinceye
وَإِنِ
fakat
ٱسْتَنصَرُوكُمْ
yardım isterlerse
فِى
dinde
ٱلدِّينِ
the religion
فَعَلَيْكُمُ
sizin üzerinize borçtur
ٱلنَّصْرُ
yardım etmeniz
إِلَّا
yalnız olmaz
عَلَىٰ
karşı
قَوْمٍۭ
bir topluma
بَيْنَكُمْ
aranızda
وَبَيْنَهُم
ve aralarında
مِّيثَـٰقٌۭ ۗ
andlaşma bulunan
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
yaptıklarınızı
تَعْمَلُونَ
you do
بَصِيرٌۭ
görmektedir
72
8:73
وَٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
بَعْضُهُمْ
bazıları
أَوْلِيَآءُ
velisidirler
بَعْضٍ ۚ
diğerlerinin
إِلَّا
eğer bunu yapmazsanız
تَفْعَلُوهُ
you do it
تَكُن
olur
فِتْنَةٌۭ
fitne
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَفَسَادٌۭ
ve bir kargaşa
كَبِيرٌۭ
büyük
73
8:74
وَٱلَّذِينَ
onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve savaştılar
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَاوَوا۟
barındırdılar
وَّنَصَرُوٓا۟
ve yardım ettiler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
حَقًّۭا ۚ
gerçek
لَّهُم
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
bağışlanma
وَرِزْقٌۭ
ve rızık
كَرِيمٌۭ
bol
74
8:75
وَٱلَّذِينَ
ve onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
مِنۢ
sonradan
بَعْدُ
afterwards
وَهَاجَرُوا۟
ve hicret ettiler
وَجَـٰهَدُوا۟
ve savaştılar
مَعَكُمْ
sizinle beraber
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
مِنكُمْ ۚ
sizdendir
وَأُو۟لُوا۟
ve sahipleri
ٱلْأَرْحَامِ
rahim (akrabalar)
بَعْضُهُمْ
birbirlerine
أَوْلَىٰ
daha yakındırlar
بِبَعْضٍۢ
birbirlerine
فِى
göre
كِتَـٰبِ
Kitabına
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۢ
bilir
75