Mü'min
غافر
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
40:1
حمٓ
Hâ Mîm
1
40:2
تَنزِيلُ
indirilişi
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
مِنَ
tarafındandır
ٱللَّهِ
Allah
ٱلْعَزِيزِ
aziz (daima galib)
ٱلْعَلِيمِ
alim (herşeyi en iyi bilen)
2
40:3
غَافِرِ
bağışlayandır
ٱلذَّنۢبِ
günahı
وَقَابِلِ
ve kabul edendir
ٱلتَّوْبِ
tevbeyi
شَدِيدِ
çetin olandır
ٱلْعِقَابِ
azabı
ذِى
sahibidir
ٱلطَّوْلِ ۖ
lutuf
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
إِلَيْهِ
O'nadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş
3
40:4
مَا
mücadele etmez
يُجَـٰدِلُ
dispute
فِىٓ
hakkında
ءَايَـٰتِ
ayetleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِلَّا
başkası
ٱلَّذِينَ
kimselerden
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerden)
فَلَا
o halde
يَغْرُرْكَ
seni aldatmasın
تَقَلُّبُهُمْ
onların dolaşmaları
فِى
şehirlede
ٱلْبِلَـٰدِ
the cities
4
40:5
كَذَّبَتْ
yalanladı
قَبْلَهُمْ
onlardan önce
قَوْمُ
kavmi
نُوحٍۢ
Nuh
وَٱلْأَحْزَابُ
ve kollar
مِنۢ
onlardan sonraki
بَعْدِهِمْ ۖ
after them
وَهَمَّتْ
ve yeltendi
كُلُّ
her
أُمَّةٍۭ
millet
بِرَسُولِهِمْ
elçisini
لِيَأْخُذُوهُ ۖ
yakalamağa
وَجَـٰدَلُوا۟
ve tartıştılar
بِٱلْبَـٰطِلِ
boş şeyler ileri sürerek
لِيُدْحِضُوا۟
gidermek için
بِهِ
onunla
ٱلْحَقَّ
hakkı
فَأَخَذْتُهُمْ ۖ
bu yüzden onları yakaladım
فَكَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
عِقَابِ
azabım
5
40:6
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
حَقَّتْ
yerini buldu
كَلِمَتُ
sözü
رَبِّكَ
Rabbinin
عَلَى
hakkındaki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَنَّهُمْ
onlar ki;
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ
ateş
6
40:7
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَحْمِلُونَ
taşıyan(lar)
ٱلْعَرْشَ
Arş'ı
وَمَنْ
ve bulunanlar
حَوْلَهُۥ
onun çevresinde
يُسَبِّحُونَ
tesbih ederler
بِحَمْدِ
hamd ile (överek)
رَبِّهِمْ
Rablerini
وَيُؤْمِنُونَ
ve inanırlar
بِهِۦ
O'na
وَيَسْتَغْفِرُونَ
ve mağfiret dilerler
لِلَّذِينَ
kimseler için
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَسِعْتَ
sen kapladın
كُلَّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
رَّحْمَةًۭ
rahmet ile
وَعِلْمًۭا
ve bilgi ile
فَٱغْفِرْ
bağışla
لِلَّذِينَ
kimseleri
تَابُوا۟
tevbe eden(leri)
وَٱتَّبَعُوا۟
ve uyanları
سَبِيلَكَ
senin yoluna
وَقِهِمْ
ve onları koru
عَذَابَ
azabından
ٱلْجَحِيمِ
cehennem
7
40:8
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَأَدْخِلْهُمْ
ve onları sok
جَنَّـٰتِ
cennetlerine
عَدْنٍ
Adn
ٱلَّتِى
onlara söz verdiğin
وَعَدتَّهُمْ
You have promised them
وَمَن
ve kimseleri
صَلَحَ
iyi olan
مِنْ
babalarından
ءَابَآئِهِمْ
their fathers
وَأَزْوَٰجِهِمْ
ve eşleri(nden)
وَذُرِّيَّـٰتِهِمْ ۚ
ve çocukları(ndan)
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
sensin
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibi olan
8
40:9
وَقِهِمُ
ve onları koru
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ
kötülüklerden
وَمَن
ve kimi
تَقِ
sen korursan
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülüklerden
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
فَقَدْ
elbette
رَحِمْتَهُۥ ۚ
ona acımışsındır
وَذَٰلِكَ
ve işte budur
هُوَ
o
ٱلْفَوْزُ
başarı
ٱلْعَظِيمُ
büyük
9
40:10
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
يُنَادَوْنَ
(şöyle) seslenilir
لَمَقْتُ
(size) kızması
ٱللَّهِ
Allah'ın
أَكْبَرُ
daha büyüktür
مِن
sizin kızmanızdan
مَّقْتِكُمْ
your hatred
أَنفُسَكُمْ
kendi kendinize
إِذْ
zira
تُدْعَوْنَ
siz çağrılırdınız
إِلَى
imana
ٱلْإِيمَـٰنِ
the faith
فَتَكْفُرُونَ
fakat inkar ederdiniz
10
40:11
قَالُوا۟
dediler ki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَمَتَّنَا
bizi öldürdün
ٱثْنَتَيْنِ
iki kez
وَأَحْيَيْتَنَا
ve dirilttin
ٱثْنَتَيْنِ
iki kez
فَٱعْتَرَفْنَا
itiraf ettik
بِذُنُوبِنَا
günahlarımızı
فَهَلْ
var mı?
إِلَىٰ
çıkmak için
خُرُوجٍۢ
get out
مِّن
hiçbir
سَبِيلٍۢ
bir yol
11
40:12
ذَٰلِكُم
bu
بِأَنَّهُۥٓ
sebebiyledir
إِذَا
zaman
دُعِىَ
çağrıldığınız
ٱللَّهُ
Allah'a
وَحْدَهُۥ
tek olan
كَفَرْتُمْ ۖ
inkar etmeniz
وَإِن
ve eğer
يُشْرَكْ
ortak koşulursa
بِهِۦ
O'na
تُؤْمِنُوا۟ ۚ
inanmanız
فَٱلْحُكْمُ
artık hüküm
لِلَّهِ
Allah'a aittir
ٱلْعَلِىِّ
yüce
ٱلْكَبِيرِ
ve büyük
12
40:13
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
ki
يُرِيكُمْ
size gösteriyor
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
وَيُنَزِّلُ
ve indiriyor
لَكُم
sizin için
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
رِزْقًۭا ۚ
rızık
وَمَا
ve
يَتَذَكَّرُ
öğüt almaz
إِلَّا
başkası
مَن
kimseden
يُنِيبُ
(O'na) yönelen
13
40:14
فَٱدْعُوا۟
o halde çağırın
ٱللَّهَ
Allah'a
مُخْلِصِينَ
halis kılarak
لَهُ
yalnız O'na
ٱلدِّينَ
dini
وَلَوْ
şayet
كَرِهَ
hoşuna gitmese de
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirlerin
14
40:15
رَفِيعُ
yükselten
ٱلدَّرَجَـٰتِ
dereceleri
ذُو
sahibi
ٱلْعَرْشِ
Arş'ın
يُلْقِى
indirir
ٱلرُّوحَ
ruhu
مِنْ
emrinden olan
أَمْرِهِۦ
His Command
عَلَىٰ
üzerine
مَن
dilediği
يَشَآءُ
He wills
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ
His slaves
لِيُنذِرَ
uyarmak için
يَوْمَ
gününe karşı
ٱلتَّلَاقِ
buluşma
15
40:16
يَوْمَ
o gün
هُم
onlar
بَـٰرِزُونَ ۖ
ortaya çıkarlar
لَا
gizli kalmaz
يَخْفَىٰ
is hidden
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
مِنْهُمْ
onlardan
شَىْءٌۭ ۚ
hiçbir şey
لِّمَنِ
kimindir?
ٱلْمُلْكُ
mülk
ٱلْيَوْمَ ۖ
bugün
لِلَّهِ
Allah'ın
ٱلْوَٰحِدِ
tek
ٱلْقَهَّارِ
ve kahhar
16
40:17
ٱلْيَوْمَ
bugün
تُجْزَىٰ
cezalanır
كُلُّ
her
نَفْسٍۭ
can
بِمَا
kazandığıyle
كَسَبَتْ ۚ
it earned
لَا
yoktur
ظُلْمَ
zulüm
ٱلْيَوْمَ ۚ
bugün
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı
17
40:18
وَأَنذِرْهُمْ
ve onları uyar
يَوْمَ
güne (karşı)
ٱلْـَٔازِفَةِ
yaklaşan
إِذِ
zira
ٱلْقُلُوبُ
yürekler
لَدَى
dayanmıştır
ٱلْحَنَاجِرِ
gırtlaklara
كَـٰظِمِينَ ۚ
yutkunur dururlar
مَا
yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin
مِنْ
hiçbir
حَمِيمٍۢ
dostu
وَلَا
ve yoktur
شَفِيعٍۢ
bir aracıları
يُطَاعُ
sözü tutulur
18
40:19
يَعْلَمُ
bilir
خَآئِنَةَ
hain(bakışlar)ını
ٱلْأَعْيُنِ
gözlerin
وَمَا
ve ne
تُخْفِى
gizliyorlarsa
ٱلصُّدُورُ
göğüslerinde
19
40:20
وَٱللَّهُ
Allah
يَقْضِى
hükmeder
بِٱلْحَقِّ ۖ
hak ile
وَٱلَّذِينَ
kimseler ise
يَدْعُونَ
yalvardıkları
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
لَا
hüküm veremezler
يَقْضُونَ
they judge
بِشَىْءٍ ۗ
hiçbir şeye
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْبَصِيرُ
görendir
20
40:21
۞ أَوَلَمْ
gezip dolaşmadılar mı?
يَسِيرُوا۟
they travel
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَيَنظُرُوا۟
görsünler
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَانُوا۟
olan
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
كَانُوا۟
idiler
هُمْ
onlar
أَشَدَّ
daha üstün
مِنْهُمْ
kendilerinden
قُوَّةًۭ
kuvvet bakımından
وَءَاثَارًۭا
ve eserleri bakımından
فِى
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ
the land
فَأَخَذَهُمُ
fakat onları yakaladı
ٱللَّهُ
Allah
بِذُنُوبِهِمْ
günahları yüzünden
وَمَا
ve
كَانَ
olmadı
لَهُم
onları
مِّنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
مِن
hiçbir
وَاقٍۢ
koruyan
21
40:22
ذَٰلِكَ
bu
بِأَنَّهُمْ
onların (sebebiyledir)
كَانَت
olmaları
تَّأْتِيهِمْ
onlara getirirdi
رُسُلُهُم
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtlar
فَكَفَرُوا۟
ama inkar ediyorlardı
فَأَخَذَهُمُ
bu yüzden onları yakaladı
ٱللَّهُ ۚ
Allah
إِنَّهُۥ
zira O
قَوِىٌّۭ
güçlüdür
شَدِيدُ
çetin olandır
ٱلْعِقَابِ
cezası
22
40:23
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
biz gönderdik
مُوسَىٰ
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizle
وَسُلْطَـٰنٍۢ
ve bir yetki ile
مُّبِينٍ
apaçık
23
40:24
إِلَىٰ
Fir'avn'e
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَهَـٰمَـٰنَ
ve Haman'a
وَقَـٰرُونَ
ve Karun'a
فَقَالُوا۟
dediler
سَـٰحِرٌۭ
bir büyücüdür
كَذَّابٌۭ
yalancı
24
40:25
فَلَمَّا
(Musa) ne zaman ki
جَآءَهُم
onlara gelince
بِٱلْحَقِّ
hakk ile
مِنْ
katımızdan
عِندِنَا
Us
قَالُوا۟
dediler
ٱقْتُلُوٓا۟
öldürün
أَبْنَآءَ
oğullarını
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ءَامَنُوا۟
inanan(ların)
مَعَهُۥ
onunla beraber
وَٱسْتَحْيُوا۟
ve sağ bırakın
نِسَآءَهُمْ ۚ
kadınlarını
وَمَا
ve değildir
كَيْدُ
tuzağı
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
إِلَّا
başkası
فِى
boşa çıkandan
ضَلَـٰلٍۢ
error
25
40:26
وَقَالَ
ve dedi
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
ذَرُونِىٓ
bırakın beni
أَقْتُلْ
öldüreyim
مُوسَىٰ
Musa'yı
وَلْيَدْعُ
ve yalvarsın
رَبَّهُۥٓ ۖ
Rabbine
إِنِّىٓ
çünkü ben
أَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يُبَدِّلَ
onun değiştirecek
دِينَكُمْ
dininizi
أَوْ
yahut
أَن
diye
يُظْهِرَ
çıkaracak
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
ٱلْفَسَادَ
fesad
26
40:27
وَقَالَ
ve dedi
مُوسَىٰٓ
Musa
إِنِّى
elbette ben
عُذْتُ
sığındım
بِرَبِّى
benim de Rabbim
وَرَبِّكُم
ve sizin de Rabbinize
مِّن
hepsinden
كُلِّ
every
مُتَكَبِّرٍۢ
kibirlilerin
لَّا
inanmayan
يُؤْمِنُ
who believes
بِيَوْمِ
gününe
ٱلْحِسَابِ
hesap
27
40:28
وَقَالَ
ve (şöyle) dedi
رَجُلٌۭ
bir adam
مُّؤْمِنٌۭ
mü'min
مِّنْ
ailesinden
ءَالِ
(the) family
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
يَكْتُمُ
gizleyen
إِيمَـٰنَهُۥٓ
imanını
أَتَقْتُلُونَ
öldürüyor musunuz?
رَجُلًا
bir adamı
أَن
diye
يَقُولَ
diyor
رَبِّىَ
Rabbim
ٱللَّهُ
Allah'tır
وَقَدْ
oysa gerçekten
جَآءَكُم
size gelmiştir
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
kanıtlarla
مِن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۖ
your Lord
وَإِن
ve eğer
يَكُ
o ise
كَـٰذِبًۭا
bir yalancı
فَعَلَيْهِ
kendi zararınadır
كَذِبُهُۥ ۖ
yalanı
وَإِن
ve eğer
يَكُ
o ise
صَادِقًۭا
doğru söylüyor
يُصِبْكُم
başınıza gelir
بَعْضُ
bir kısmı
ٱلَّذِى
size va'dettiklerinin
يَعِدُكُمْ ۖ
he threatens you
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
مَنْ
kimseyi
هُوَ
o
مُسْرِفٌۭ
aşırı giden
كَذَّابٌۭ
yalancı
28
40:29
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
لَكُمُ
sizindir
ٱلْمُلْكُ
mülk
ٱلْيَوْمَ
bugün
ظَـٰهِرِينَ
hakimsiniz
فِى
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ
the land
فَمَن
kim
يَنصُرُنَا
bizi kurtarır?
مِنۢ
hışmından
بَأْسِ
(the) punishment
ٱللَّهِ
Allâh'ın
إِن
eğer
جَآءَنَا ۚ
bize gelirse
قَالَ
dedi
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
مَآ
ben size göstermiyorum
أُرِيكُمْ
I show you
إِلَّا
başkasını
مَآ
şeyden
أَرَىٰ
gördüğüm
وَمَآ
ve
أَهْدِيكُمْ
ben sizi iletmem
إِلَّا
başkasına
سَبِيلَ
yoldan
ٱلرَّشَادِ
doğru
29
40:30
وَقَالَ
ve dedi ki
ٱلَّذِىٓ
(adam)
ءَامَنَ
inanan
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
إِنِّىٓ
elbette ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُم
üzerinize
مِّثْلَ
mislinden
يَوْمِ
gününün
ٱلْأَحْزَابِ
öncekilerin
30
40:31
مِثْلَ
gibi
دَأْبِ
durumu
قَوْمِ
kavminin
نُوحٍۢ
Nûh
وَعَادٍۢ
ve 'Ad
وَثَمُودَ
ve Semud'un
وَٱلَّذِينَ
ve
مِنۢ
onlardan sonrakilerin
بَعْدِهِمْ ۚ
after them
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
يُرِيدُ
isteyecek
ظُلْمًۭا
zulmetmek
لِّلْعِبَادِ
kullara
31
40:32
وَيَـٰقَوْمِ
ve ey kavmim
إِنِّىٓ
gerçekten ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
sizin için
يَوْمَ
gününden
ٱلتَّنَادِ
o çağırma
32
40:33
يَوْمَ
o gün
تُوَلُّونَ
arkanızı dönüp
مُدْبِرِينَ
kaçarsınız
مَا
ama yoktur
لَكُم
sizin için
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
مِنْ
hiç;
عَاصِمٍۢ ۗ
kurtaracak kimse
وَمَن
ve kimi
يُضْلِلِ
şaşırtırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَمَا
artık olmaz
لَهُۥ
ona
مِنْ
hiçbir
هَادٍۢ
yol gösteren
33
40:34
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَكُمْ
size gelmişti
يُوسُفُ
Yusuf
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtlarla
فَمَا
fakat
زِلْتُمْ
geri durmadınız
فِى
(olmaktan)
شَكٍّۢ
şüphede
مِّمَّا
şeyler hakkında
جَآءَكُم
size getirdikleri
بِهِۦ ۖ
onun
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
هَلَكَ
öldüğü
قُلْتُمْ
dediniz
لَن
asla
يَبْعَثَ
göndermez
ٱللَّهُ
Allah
مِنۢ
ondan sonra
بَعْدِهِۦ
after him
رَسُولًۭا ۚ
elçi
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُضِلُّ
saptırır
ٱللَّهُ
Allah
مَنْ
kimseleri
هُوَ
o
مُسْرِفٌۭ
aşırı giden
مُّرْتَابٌ
şüpheci
34
40:35
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُجَـٰدِلُونَ
tartışırlar
فِىٓ
hakkında
ءَايَـٰتِ
ayetleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
بِغَيْرِ
olmadan
سُلْطَـٰنٍ
bir delil
أَتَىٰهُمْ ۖ
kendilerine gelmiş
كَبُرَ
ne büyük
مَقْتًا
bir kızgınlıktır
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah
وَعِندَ
ve yanında
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟ ۚ
inanan(lar)
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يَطْبَعُ
mühürler
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerini
كُلِّ
her
قَلْبِ
kalbi
مُتَكَبِّرٍۢ
kibirli
جَبَّارٍۢ
zorbanın
35
40:36
وَقَالَ
ve dedi ki
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
يَـٰهَـٰمَـٰنُ
ey Hâmân
ٱبْنِ
yap
لِى
bana
صَرْحًۭا
yüksek bir kule
لَّعَلِّىٓ
belki
أَبْلُغُ
erişirim
ٱلْأَسْبَـٰبَ
sebeplere
36
40:37
أَسْبَـٰبَ
sebeplerine
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
فَأَطَّلِعَ
böylece bakayım
إِلَىٰٓ
tanrısına
إِلَـٰهِ
(the) God
مُوسَىٰ
Musâ'nın
وَإِنِّى
çünkü ben
لَأَظُنُّهُۥ
onu sanıyorum
كَـٰذِبًۭا ۚ
yalancıdır
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
زُيِّنَ
süslü gösterildi
لِفِرْعَوْنَ
Fir'avn'a
سُوٓءُ
kötü
عَمَلِهِۦ
işi
وَصُدَّ
ve çıkarıldı
عَنِ
yoldan
ٱلسَّبِيلِ ۚ
the way
وَمَا
ve değildi
كَيْدُ
tuzağı
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'ın
إِلَّا
başka
فِى
hüsrandan
تَبَابٍۢ
ruin
37
40:38
وَقَالَ
dedi ki
ٱلَّذِىٓ
(adam)
ءَامَنَ
inanan
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱتَّبِعُونِ
bana uyun
أَهْدِكُمْ
sizi götüreyim
سَبِيلَ
yola
ٱلرَّشَادِ
doğru
38
40:39
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
إِنَّمَا
gerçekten
هَـٰذِهِ
bu
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَا
dünya
مَتَـٰعٌۭ
bir geçinmedir
وَإِنَّ
ve gerçekten
ٱلْـَٔاخِرَةَ
ahiret
هِىَ
o
دَارُ
yerdir
ٱلْقَرَارِ
ebedi olarak durulacak
39
40:40
مَنْ
kim
عَمِلَ
yaparsa
سَيِّئَةًۭ
bir kötülük
فَلَا
cezalandırılmaz
يُجْزَىٰٓ
he will be recompensed
إِلَّا
başkasıyla
مِثْلَهَا ۖ
onun mislinden
وَمَنْ
ve her kim
عَمِلَ
yaparsa
صَـٰلِحًۭا
faydalı bir iş
مِّن
erkekten
ذَكَرٍ
male
أَوْ
veya
أُنثَىٰ
kadın(dan)
وَهُوَ
ve o
مُؤْمِنٌۭ
inanarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يَدْخُلُونَ
girerler
ٱلْجَنَّةَ
cennete
يُرْزَقُونَ
kendilerine rızık verilir
فِيهَا
orada
بِغَيْرِ
olmaksızın
حِسَابٍۢ
hesabı
40
40:41
۞ وَيَـٰقَوْمِ
ve ey kavmim
مَا
ne oluyor?
لِىٓ
bana
أَدْعُوكُمْ
ben sizi çağırıyorum
إِلَى
kurtuluşa
ٱلنَّجَوٰةِ
the salvation
وَتَدْعُونَنِىٓ
ve siz beni çağırıyorsunuz
إِلَى
ateşe
ٱلنَّارِ
the Fire
41
40:42
تَدْعُونَنِى
siz beni çağırıyorsunuz
لِأَكْفُرَ
nankörlük etmeğe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَأُشْرِكَ
ve ortak koşmağa
بِهِۦ
O'na
مَا
şeyleri
لَيْسَ
olmayan
لِى
benim
بِهِۦ
onun hakkında
عِلْمٌۭ
bilgim
وَأَنَا۠
ben ise
أَدْعُوكُمْ
sizi çağırıyorum
إِلَى
aziz olana
ٱلْعَزِيزِ
the All-Mighty
ٱلْغَفَّـٰرِ
çok bağışlayana
42
40:43
لَا
yok (ki)
جَرَمَ
şüphe
أَنَّمَا
kesinlikle
تَدْعُونَنِىٓ
siz beni çağırıyorsunuz
إِلَيْهِ
ona
لَيْسَ
(oysa) yoktur
لَهُۥ
onun
دَعْوَةٌۭ
du'aya değer tarafı
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَلَا
ne de
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
وَأَنَّ
ve elbette
مَرَدَّنَآ
bizim dönüşümüz
إِلَى
Allah'adır
ٱللَّهِ
Allah
وَأَنَّ
ve elbette
ٱلْمُسْرِفِينَ
aşırı gidenler
هُمْ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ
ateş
43
40:44
فَسَتَذْكُرُونَ
yakında hatırlayacaksınız
مَآ
ne
أَقُولُ
söylediysem
لَكُمْ ۚ
size
وَأُفَوِّضُ
ve bırakıyorum
أَمْرِىٓ
işimi
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بَصِيرٌۢ
görür
بِٱلْعِبَادِ
kulları
44
40:45
فَوَقَىٰهُ
onu korudu
ٱللَّهُ
Allah
سَيِّـَٔاتِ
kötülüklerinden
مَا
onların kurdukları tuzakların
مَكَرُوا۟ ۖ
they plotted
وَحَاقَ
ve kuşattı
بِـَٔالِ
ailesini
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
سُوٓءُ
en kötüsü
ٱلْعَذَابِ
azabın
45
40:46
ٱلنَّارُ
ateş
يُعْرَضُونَ
sunulurlar
عَلَيْهَا
ona
غُدُوًّۭا
sabah
وَعَشِيًّۭا ۖ
ve akşam
وَيَوْمَ
ve günü
تَقُومُ
koptuğu
ٱلسَّاعَةُ
kıyametin
أَدْخِلُوٓا۟
sokun (denilir)
ءَالَ
ailesini
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
أَشَدَّ
en çetinine
ٱلْعَذَابِ
azabın
46
40:47
وَإِذْ
ve
يَتَحَآجُّونَ
birbirleriyle tartışırlarken
فِى
içinde
ٱلنَّارِ
ateşin
فَيَقُولُ
dediler ki
ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟
zayıf olanlar
لِلَّذِينَ
büyüklük taslayanlara
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟
were arrogant
إِنَّا
elbette biz
كُنَّا
idik
لَكُمْ
size
تَبَعًۭا
uymuş
فَهَلْ
siz-misiniz?
أَنتُم
siz
مُّغْنُونَ
avert
عَنَّا
bizden
نَصِيبًۭا
ufak bir parçasını
مِّنَ
ateşin
ٱلنَّارِ
the Fire
47
40:48
قَالَ
dedi(ler) ki
ٱلَّذِينَ
büyüklük taslayanlar
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟
(were) arrogant
إِنَّا
elbette biz
كُلٌّۭ
hepimiz
فِيهَآ
onun içindeyiz
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
قَدْ
elbette
حَكَمَ
hüküm verdi
بَيْنَ
arasında
ٱلْعِبَادِ
kullar
48
40:49
وَقَالَ
ve dedi(ler) ki
ٱلَّذِينَ
içindekiler
فِى
in
ٱلنَّارِ
ateş
لِخَزَنَةِ
bekçilerine
جَهَنَّمَ
cehennemin
ٱدْعُوا۟
du'a edin
رَبَّكُمْ
Rabbinize
يُخَفِّفْ
hafifletsin
عَنَّا
bizden
يَوْمًۭا
bir gün
مِّنَ
biraz
ٱلْعَذَابِ
azabı
49
40:50
قَالُوٓا۟
dediler
أَوَلَمْ
değilmiydi?
تَكُ
Did there not
تَأْتِيكُمْ
size geliyor
رُسُلُكُم
elçileriniz
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ
açık kanıtlarla
قَالُوا۟
dediler
بَلَىٰ ۚ
evet (gelirlerdi)
قَالُوا۟
dediler
فَٱدْعُوا۟ ۗ
öyle ise yalvar(ıp dur)un
وَمَا
fakat değildir
دُعَـٰٓؤُا۟
yalvarması
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
إِلَّا
başkası
فِى
dalaletten
ضَلَـٰلٍ
error
50
40:51
إِنَّا
elbette biz
لَنَنصُرُ
yardım ederiz
رُسُلَنَا
elçilerimize
وَٱلَّذِينَ
ve kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَيَوْمَ
ve günde
يَقُومُ
(şahidliğe) duracakları
ٱلْأَشْهَـٰدُ
şahidlerin
51
40:52
يَوْمَ
o gün
لَا
fayda vermez
يَنفَعُ
will benefit
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlere
مَعْذِرَتُهُمْ ۖ
ma'zeretleri
وَلَهُمُ
ve onlar için vardır
ٱللَّعْنَةُ
la'net
وَلَهُمْ
ve onlara vardır
سُوٓءُ
en kötüsü
ٱلدَّارِ
yurt(lar)ın
52
40:53
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْهُدَىٰ
hidayet
وَأَوْرَثْنَا
ve miras kıldık
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
53
40:54
هُدًۭى
bir yol göstericidir
وَذِكْرَىٰ
ve öğüttür
لِأُو۟لِى
sahiplerine
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu
54
40:55
فَٱصْبِرْ
o halde sabret
إِنَّ
mutlaka
وَعْدَ
va'di
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ
gerçektir
وَٱسْتَغْفِرْ
ve istiğfar et
لِذَنۢبِكَ
günahına
وَسَبِّحْ
ve an
بِحَمْدِ
övgü ile
رَبِّكَ
Rabbini
بِٱلْعَشِىِّ
akşam
وَٱلْإِبْكَـٰرِ
sabah
55
40:56
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُجَـٰدِلُونَ
tartışan(lar)
فِىٓ
hakkında
ءَايَـٰتِ
ayetleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
بِغَيْرِ
olmadan
سُلْطَـٰنٍ
(hiçbir) delil
أَتَىٰهُمْ ۙ
kendilerine gelen
إِن
yoktur
فِى
onların göğüslerinde
صُدُورِهِمْ
their breasts
إِلَّا
başka bir şey
كِبْرٌۭ
büyüklük (taslamaktan)
مَّا
onlar
هُم
they
بِبَـٰلِغِيهِ ۚ
erişemeyecekleri
فَٱسْتَعِذْ
sen sığın
بِٱللَّهِ ۖ
Allah'a
إِنَّهُۥ
çünkü O
هُوَ
O'dur
ٱلسَّمِيعُ
işiten
ٱلْبَصِيرُ
gören
56
40:57
لَخَلْقُ
yaratmak
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضِ
ve yeri
أَكْبَرُ
çok daha zordur
مِنْ
yaratmaktan
خَلْقِ
(the) creation
ٱلنَّاسِ
insanları
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know
57
40:58
وَمَا
olmaz
يَسْتَوِى
eşit
ٱلْأَعْمَىٰ
kör
وَٱلْبَصِيرُ
ve gören
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
وَلَا
ve ne de
ٱلْمُسِىٓءُ ۚ
kötülük yapan
قَلِيلًۭا
az
مَّا
ne kadar
تَتَذَكَّرُونَ
düşünüyorsunuz
58
40:59
إِنَّ
mutlaka
ٱلسَّاعَةَ
sa'at
لَـَٔاتِيَةٌۭ
gelecektir
لَّا
asla yoktur
رَيْبَ
şüphe
فِيهَا
bunda
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe
59
40:60
وَقَالَ
ve dedi ki
رَبُّكُمُ
Rabbiniz
ٱدْعُونِىٓ
bana du'a edin
أَسْتَجِبْ
kabul edeyim
لَكُمْ ۚ
sizden
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَسْتَكْبِرُونَ
büyüklenen(ler)
عَنْ
bana kulluk etmeğe
عِبَادَتِى
worship Me
سَيَدْخُلُونَ
gireceklerdir
جَهَنَّمَ
cehenneme
دَاخِرِينَ
aşağılık olarak
60
40:61
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
O'dur ki
جَعَلَ
yaptı
لَكُمُ
size
ٱلَّيْلَ
geceyi
لِتَسْكُنُوا۟
istirahat etmeniz için
فِيهِ
içinde
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
مُبْصِرًا ۚ
görmeniz için
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lutuf
عَلَى
karşı
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
give thanks
61
40:62
ذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
خَـٰلِقُ
yaratıcısı olan
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyin
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
فَأَنَّىٰ
nasıl da?
تُؤْفَكُونَ
çevriliyorsunuz
62
40:63
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُؤْفَكُ
çevriliyorlardı
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَانُوا۟
olanlar
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
يَجْحَدُونَ
kasden inkar etmekte
63
40:64
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
O'dur ki
جَعَلَ
yaptı
لَكُمُ
size
ٱلْأَرْضَ
arzı
قَرَارًۭا
durulacak yer
وَٱلسَّمَآءَ
ve göğü
بِنَآءًۭ
bina
وَصَوَّرَكُمْ
ve sizi şekillendirdi
فَأَحْسَنَ
ve güzel yaptı
صُوَرَكُمْ
şekillerinizi
وَرَزَقَكُم
ve sizi besledi
مِّنَ
güzel rızıklarla
ٱلطَّيِّبَـٰتِ ۚ
the good things
ذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّكُمْ ۖ
Rabbiniz
فَتَبَارَكَ
ne yücedir
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin
64
40:65
هُوَ
O
ٱلْحَىُّ
diridir
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
فَٱدْعُوهُ
O'na yalvarın
مُخْلِصِينَ
halis kılarak
لَهُ
yalnız kendisine
ٱلدِّينَ ۗ
dini
ٱلْحَمْدُ
hamd
لِلَّهِ
Allah'a mahsustur
رَبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin
65
40:66
۞ قُلْ
de ki
إِنِّى
elbette ben
نُهِيتُ
men'olundum
أَنْ
tapmaktan
أَعْبُدَ
worship
ٱلَّذِينَ
sizin yalvardıklarınıza
تَدْعُونَ
you call
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
لَمَّا
zaman
جَآءَنِىَ
bana geldiği
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
مِن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَأُمِرْتُ
ve emrolundum
أَنْ
teslim olmakla
أُسْلِمَ
submit
لِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin
66
40:67
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَكُم
sizi yarattı
مِّن
topraktan
تُرَابٍۢ
dust
ثُمَّ
sonra
مِن
nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ
a semen-drop
ثُمَّ
sonra
مِنْ
alaka(embriyo)dan
عَلَقَةٍۢ
a clinging substance
ثُمَّ
sonra
يُخْرِجُكُمْ
sizi çıkarıyor
طِفْلًۭا
çocuk olarak
ثُمَّ
sonra
لِتَبْلُغُوٓا۟
ermeniz için
أَشُدَّكُمْ
güçlü çağınıza
ثُمَّ
sonra
لِتَكُونُوا۟
olmanız için
شُيُوخًۭا ۚ
ihtiyarlar
وَمِنكُم
ve içinizden
مَّن
kimi
يُتَوَفَّىٰ
öldürülüyor
مِن
daha önce
قَبْلُ ۖ
before
وَلِتَبْلُغُوٓا۟
ve erişmeniz için
أَجَلًۭا
süreye
مُّسَمًّۭى
belli
وَلَعَلَّكُمْ
ve umulur ki
تَعْقِلُونَ
aklınızı kullanırsınız
67
40:68
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
yaşatan
يُحْىِۦ
gives life
وَيُمِيتُ ۖ
ve öldüren
فَإِذَا
zaman
قَضَىٰٓ
hükmettiği
أَمْرًۭا
bir işi
فَإِنَّمَا
sadece
يَقُولُ
der
لَهُۥ
ona
كُن
ol!
فَيَكُونُ
o da olur
68
40:69
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
يُجَـٰدِلُونَ
tartışan(ları)
فِىٓ
hakkında
ءَايَـٰتِ
ayetleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
أَنَّىٰ
nasıl da?
يُصْرَفُونَ
çevriliyorlar
69
40:70
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَذَّبُوا۟
yalanlayan(lar)
بِٱلْكِتَـٰبِ
Kitabı
وَبِمَآ
ve şeyi
أَرْسَلْنَا
gönderdiğimiz
بِهِۦ
onunla
رُسُلَنَا ۖ
elçilerimizi
فَسَوْفَ
fakat yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir
70
40:71
إِذِ
o zaman
ٱلْأَغْلَـٰلُ
demir halkalar
فِىٓ
boyunlarında
أَعْنَـٰقِهِمْ
their necks
وَٱلسَّلَـٰسِلُ
ve zincirler
يُسْحَبُونَ
sürüklenceklerdir
71
40:72
فِى
içinde
ٱلْحَمِيمِ
kaynar su
ثُمَّ
sonra
فِى
ateşte
ٱلنَّارِ
the Fire
يُسْجَرُونَ
yakılacaklardır
72
40:73
ثُمَّ
sonra
قِيلَ
denilecektir
لَهُمْ
onlara
أَيْنَ
nerede?
مَا
şeyler
كُنتُمْ
olduğunuz
تُشْرِكُونَ
ortak koşuyor(lar)
73
40:74
مِن
başkaları?
دُونِ
Other than
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
قَالُوا۟
diyecekler ki
ضَلُّوا۟
kayboldular
عَنَّا
bizden
بَل
hayır
لَّمْ
değilmişiz
نَكُن
we used to
نَّدْعُوا۟
biz tapmıyor
مِن
önceden
قَبْلُ
before
شَيْـًۭٔا ۚ
hiçbir şeye
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُضِلُّ
şaşırtır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri
74
40:75
ذَٰلِكُم
bu durum
بِمَا
ötürüdür
كُنتُمْ
sizin
تَفْرَحُونَ
şımarmanızdan
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
بِغَيْرِ
olmaksızın
ٱلْحَقِّ
hakkı
وَبِمَا
ve ötürüdür
كُنتُمْ
olmanızdan
تَمْرَحُونَ
böbürlenmiş
75
40:76
ٱدْخُلُوٓا۟
girin
أَبْوَٰبَ
kapılarından
جَهَنَّمَ
cehennemin
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacaksınız
فِيهَا ۖ
orada
فَبِئْسَ
ne kötüdür
مَثْوَى
yeri
ٱلْمُتَكَبِّرِينَ
kibirlenenlerin
76
40:77
فَٱصْبِرْ
artık sabret
إِنَّ
şüphesiz
وَعْدَ
va'di (sözü)
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ ۚ
gerçektir
فَإِمَّا
ya
نُرِيَنَّكَ
sana gösteririz
بَعْضَ
bir kısmını
ٱلَّذِى
şeylerin
نَعِدُهُمْ
onları tehdidettiğimiz
أَوْ
yahut
نَتَوَفَّيَنَّكَ
seni vefat ettiririz
فَإِلَيْنَا
sonunda bize
يُرْجَعُونَ
döndürüleceklerdir
77
40:78
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
biz gönderdik
رُسُلًۭا
elçiler
مِّن
senden önce de
قَبْلِكَ
before you
مِنْهُم
onlardan
مَّن
kimini
قَصَصْنَا
anlattık
عَلَيْكَ
sana
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimini
لَّمْ
anlatmadık
نَقْصُصْ
We have related
عَلَيْكَ ۗ
sana
وَمَا
ve değildir
كَانَ
mümkün
لِرَسُولٍ
hiçbir elçinin
أَن
getirmesi
يَأْتِىَ
he brings
بِـَٔايَةٍ
bir mu'cize
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِ
izni
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
فَإِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
أَمْرُ
emri
ٱللَّهِ
Allah'ın
قُضِىَ
yerine getirilir
بِٱلْحَقِّ
hak ile
وَخَسِرَ
ve hüsrana uğrarlar
هُنَالِكَ
orada
ٱلْمُبْطِلُونَ
boşa çıkarmağa uğraşanlar
78
40:79
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
O'dur ki
جَعَلَ
yarattı
لَكُمُ
size
ٱلْأَنْعَـٰمَ
hayvanları
لِتَرْكَبُوا۟
binmeniz için
مِنْهَا
kimine
وَمِنْهَا
ve kiminden
تَأْكُلُونَ
yemeniz için
79
40:80
وَلَكُمْ
ve sizin için vardır
فِيهَا
onlarda
مَنَـٰفِعُ
faydalar
وَلِتَبْلُغُوا۟
erersiniz
عَلَيْهَا
onların üstünde
حَاجَةًۭ
arzuya
فِى
gönüllerinizdeki
صُدُورِكُمْ
your breasts
وَعَلَيْهَا
ve onların üstünde
وَعَلَى
ve üstünde
ٱلْفُلْكِ
gemilerin
تُحْمَلُونَ
taşınırsınız
80
40:81
وَيُرِيكُمْ
size gösteriyor
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
فَأَىَّ
hangisini?
ءَايَـٰتِ
ayetlerinden
ٱللَّهِ
Allah'ın
تُنكِرُونَ
inkar ediyorsunuz
81
40:82
أَفَلَمْ
gezip dolaşmadılar mı?
يَسِيرُوا۟
travel
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
فَيَنظُرُوا۟
görsünler
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
(were) before them
كَانُوٓا۟
onlar idiler
أَكْثَرَ
daha çok
مِنْهُمْ
bunlardan
وَأَشَدَّ
ve daha şiddetli
قُوَّةًۭ
kuvvet bakımından
وَءَاثَارًۭا
ve eserleri bakımından
فِى
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ
the land
فَمَآ
ama hiçbir
أَغْنَىٰ
yarar sağlamadı
عَنْهُم
kendilerine;
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)
82
40:83
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَتْهُمْ
onlara gelince
رُسُلُهُم
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtlarla
فَرِحُوا۟
sevindiler
بِمَا
ile
عِندَهُم
yanlarında bulunan
مِّنَ
bilgiden
ٱلْعِلْمِ
the knowledge
وَحَاقَ
sonunda kuşatıverdi
بِهِم
kendilerini
مَّا
şey
كَانُوا۟
oldukları
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ediyor(lar)
83
40:84
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَأَوْا۟
gördüler
بَأْسَنَا
hışmımızı
قَالُوٓا۟
dediler
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَحْدَهُۥ
tek
وَكَفَرْنَا
ve inkar ettik
بِمَا
şeyleri
كُنَّا
olan
بِهِۦ
O'na
مُشْرِكِينَ
ortak koştuğumuz
84
40:85
فَلَمْ
fakat
يَكُ
sağlamadı
يَنفَعُهُمْ
kendilerine bir fayda
إِيمَـٰنُهُمْ
inanmaları
لَمَّا
zaman
رَأَوْا۟
gördükleri
بَأْسَنَا ۖ
hışmımızı
سُنَّتَ
yasası budur
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلَّتِى
elbette
قَدْ
(has) indeed
خَلَتْ
gelip geçen
فِى
hakkında
عِبَادِهِۦ ۖ
kulları
وَخَسِرَ
ve ziyana uğramışlardır
هُنَالِكَ
orada
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler
85